Değerlendirmeler

Değerlendirmeler

ABD Seçimleri - Eylül 2020

Bilindiği üzere ABD’de 3 Kasım 2020 tarihi, ülkenin başkanlık seçiminin tarihi. Bu vesile ile de şu an mevcut süreçte aday olan iki isim Cumhuriyetçiler’in adayı mevcut Başkan Donald Trump ve Demokratlar’ın adayı Joe Biden, seçimlerde karşı karşıya gelecekler.

Mutlaka ki seçimler öncesinde tarafların birbirleri hakkında çeşitli iddiaları söz konusu olsa da belki de ABD tarihinde ilk kez ülkenin hukuk düzeni masaya yatırılmak sureti ile eleştirilere tabi tutulmuş vaziyette. Öyle ki son dönemde hayatını kaybeden Afro-Amerikan vatandaşların sayısının artması ve toplumsal tepkilerin yoğunluğu, söz konusu ölümlere sebebiyet veren kişilerin yargılanma şekli, alacakları muhtemel cezalar ve polislerin güç kullanımına dair hukuki çerçeve, artık ABD’nin önemli gündem maddelerinden biri olmuştur. Bunun yanı sıra, ABD’nin genel olarak hukuk sisteminde giderek anayasaya ve eyalet yasalarına muhalif kararların Trump döneminde alınmaya devam edilmesi, ABD’nin hukuk sisteminin yüksek sesle sorgulanmasına sebebiyet vermektedir.

 

Donald Trump’ın başkan seçildiği günden bu yana ABD, iç politikada ve dış politikada birçok ciddi sorunla uğraşmak durumunda kalmıştır. Bu sorunlar, Trump’ın kişisel anlamda geliştirdiği stratejilerin, ABD’nin dünya ile olan ilişkilerine zarar vermesinden başka hiçbir etki yaratmamıştır. Dünya, ABD’nin dış politikadaki saldırgan ve çözümden uzak tavrına alışık durumdadır. Fakat iç politikada, kendi partisindeki isimler ile bile sorun yaşayacak duruma gelmiş olan Trump, ülkenin kontrolünü sağlamakta zorlanmaktadır. Öyle ki Trump aleyhine başlayan azil sürecinin dışında, Trump’ın geçmişine dair sorunların ve hataların incelenmesine yönelik olarak açılan davaların sayısının da giderek artması, hukuki anlamda Trump’ı ve O’nun yönetimini zora sokmuştur. Fakat sürecin belki de en ciddi ölçekli sorun yaratan kısmı, Trump’ın, tıpkı, ülke genelinde kendisi ile uyuşmayan birey ve gruplara yaptığı gibi kendisi hakkında dava açan savcılara ve kendisinden davacı olanlara sert söylemler ile karşı çıkmasıdır. Bunun da ötesinde Trump, ABD’de tarihinde belki de hiç görülmemiş bir alenilik ile ABD’nin yargı sistemindeki aktörleri, sert bir şekilde eleştirmekten kaçınmamaktadır. Bu tür bir davranış, ABD kamuoyu tarafından bir ABD Başkanı’nın, hukuk kurumlarını, kendi çıkarlarını için baskı altına almaya çalışması olarak algılanmaktadır. 

Trump’ın yaratmış olduğu bu baskı, Amerikan hukuk tarihinde bir ilk olarak nitelendirilebilecektir. Daha önceki dönemlerde, hiçbir ABD Başkanı, doğrudan ve alenen, Amerikan hukuk sisteminin aktörlerini bu denli kötüleyen ve bunun üzerinden kendisine çıkar sağlamaya çalışan bir tutum içerisinde olmamıştır. Fakat Trump dönemi, Amerikan hukuk sistemi açısından büyük bir karmaşanın da yaşanmasına sebebiyet vermiştir. Son dönemde, çok sayıda Arfro-Amerikan vatandaşın hayatını kaybettiği ABD’de, toplumsal bir infialin yaşandığı görülmüştür. Aslında, Florida başta olmak üzere birçok eyalette, Trump karşısında bu denli tepkilerin olması normal gibi gözükse de toplumun hedefinde bulunan net hedef Amerikan polisi ve Amerikan hukuk aktörleridir. Trump’ın faşizan bir şekilde yönetmeye çalıştığı ABD toplumunda, ırkçılığın yeniden hortladığı bilinen bir gerçektir. Hatta Başkan’ın söylemleri ile birlikte söz konusu ırkçılığın ciddi ölçekli olarak meşrulaştırılmaya çalışıldığı da gözlemlenmektedir. Fakat Amerikan toplumu, bu konuda polisin tutumunu, bunun da ötesinde, Amerikan savcı ve yargıçlarının tutumunu eleştirmektedir. Bu eleştirilerin temelinde de ırkçılığı destekler şekilde, Afro-Amerikan vatandaşların katledilmesine gereken sert tepkiyi veremeyen Amerikan sisteminin yozlaşmasına dair algı bulunmaktadır.

 

ABD hukuk sistemi ve demokrasisi, yüzyılı aşkın bir süredir dünyada örnek olarak gösterilmektedir. Hatta ABD’nin demokrasi ve hukuk algılamasındaki temel unsurların, diğer ülkelere de adapte edilmesi adına ciddi ölçekli çabaların bulunduğu gözlemlenmiştir. Fakat Donald Trump’ın başkanlığı döneminde, Afro-Amerikan vatandaşların birer birer hayatlarını polis kurşunları ve şiddeti ile kaybetmeleri, ABD’deki demokrasiyi sorgulamaya insanları iterken, aynı zamanda, Amerikan hukuk sisteminin eşitlik odaklı kimliğinin de sorgulanmasına sebebiyet vermiştir. Öyle ki Amerikan halkı, katil olarak nitelendirdikleri ve suçları hukuki anlamda her açıdan sabit olan polislerin neden hızlıca ve ırkçılık suçunu da içerisine alacak şekilde bir suçlamalar silsilesi ile yargılanmadığını, protesto gösterileri ile sorgulamaktadır.

New York ve Washington merkezli birçok gazetedeki yorumlara bakıldığında, söz konusu polislerin cinayet, ırkçılık temelli suçlamalar ile mahkemelere sevk edilerek tutuklanmamalarının en önemli nedeninin, böyle bir suçlama söz konusu olursa ABD’nin, artık ırkçı saldırılar ile hayatını kaybeden insanlara saygı göstermediği algısını yaratacağı olduğu görüşü öne sürülmektedir. Bu noktada da toplumsal ve basın menşeili eleştiriler, “Acaba Trump yönetimi 3 Kasım seçimleri öncesi oy kaybı yaşamamak adına hukuk sistemini baskı altına mı almaya çalışıyor?” sorusuna odaklanmaktadır. Aynı zamanda, Trump yönetimi ve söz konusu cinayetleri dava olarak inceleyen savcı ve yargıçların ortak çalıştığını dile getiren ve sayıları yadsınamayacak düzeyde insanın görüşleri de Amerikan kamuoyunda yer almaktadır.

Trump’ın, ABD’nin hukuk sistemini baskı almaya çalıştığına dair inancın yaygınlaşmasına sebebiyet veren unsurlardan bir başkası da 3 Kasım’daki başkanlık seçimleri öncesinde, Trump’ın söylemlerindeki, Biden’a yönelik dinsel söylemleridir. ABD’deki tüm eyaletlerde ırkçılık, çeşitli kademelerde verilen cezalara tabi olmak sureti ile bir suçtur. Bu suçun içerisinde, dini ayrımcılık da söz konusudur. Buna paralel olarak Trump’ın, Biden hakkında “O sadece bir Katolik! demek sureti ile bir ayrımcılık yaratmaya çalışması herhangi bir savcı ya da mahkeme tarafından değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Biden, bu konuda herhangi bir hukuki süreç başlatmamış olmasına karşın, ABD’deki neredeyse her konuda kendi inisiyatifleri ile davalar açan savcıların, Biden’ın, mensubu olduğu dini grup üzerinden eleştirilmesine sessiz kalması, ABD toplumundaki gerginliği hukukun bağımsızlığına olan inancı sarsmaktadır. Başkanlığının ilk dönemlerinde son derece ciddi suçlamalar ve dava süreçleri ile karşılaşan Trump, nasıl olduğu anlaşılmaz bir şekilde, son bir yıldır tüm ırkçı, ayrımcı, tehditkâr ve saldırgan söylemlerine rağmen ABD hukukunun hedefi olmamıştır.

 

Tüm bu yaşananlara karşın, Trump’ın son yaptığı konuşmalarda, hukuk ve düzen söylemlerinin güçlü bir şekilde vurgulanması da son derece ironiktir. Toplum ve basın tarafından cinayetleri örtbas etmek ve hukuku baskı altına almak girişimleri ile suçlanan Trump, seçilmesi ile birlikte hukuk ve düzenin tüm ülkede hâkim olacağını belirtmektedir. Fakat bu sefer de akıllara, New York Times’ın, “Peki Trump başkanlığının ilk döneminde hukuk ve düzen yok muydu?” sorusu gelmektedir. Gerçekten de toplum, Trump’ın bu söylemini bir gaf olarak değerlendirirken, aynı zamanda, söz konusu söylemin, malumun ilanı olduğuna dair inancını da korumaktadır. Çünkü eğer ki Trump, ikinci dönem başkanlığı için vaatlerinde hukuk ve düzen unsurlarını ön plana çıkarıyorsa, ilk döneminde bunlardan yoksun bir yönetim anlayışı benimsediğini itiraf etmektedir.

 

Trump’ın, sürece dair diğer bir tartışmalı söylemi, Demokratların, adayları Joe Biden önderliğinde, ABD’deki hukuk ve düzen denklemini sağlamaktan yoksun olduklarıdır. Kendi döneminde, katledilen Afro-Amerikan vatandaşların ölümü ile yaşanan halk protestoları hiç yaşanmamış gibi davranan ve kendi döneminde hukukun sorunlu olduğunu iddia eden bir başkan, Demokratların başkan adayının zamanında, ülkedeki protesto olaylarının eskisinden daha yoğun olacağını ve bunun ABD’ye bir kaos getireceğini belirtmektedir. Çünkü Trump’a göre hukukun hâkim olduğu düzeni ancak kendisi getirebilecektir ki Trump’ın hukuk algılaması, kendisinin hâkim olduğu bir sistemini ifade etmektedir. Bu tür bir yaklaşım, ABD’de, giderek yozlaştığı düşünülen hukuk düzeninin ne denli kontrolden çıkmış bir hale geldiğini, üstün körü olsa da gözler önüne sermektedir.