Değerlendirmeler

Değerlendirmeler

Covid-19 - Kasım 2020

Covid-19 için geliştirilen, dünyanın farklı ülkelerinden aşılar, insanlığın yeni umudu olarak lanse edilmekte.

Fakat bu aşılarla birlikte yaşamımızdaki birçok kuralın değişimi de söz konusu. Özellikle de meselenin hukuki boyutunun tartışılmaya açılması, sürecin işleyişi açısından birçok soru işaretini de beraberinde getirmektedir.

Aşıların dünya genelinde uygulanması ile birlikte ortaya çıkan ilk sorun aşı yaptırmama konusunun herhangi bir hukuki yaptırıma tabi olup olmadığı yönündedir.

Bu konu, aşı geliştirme süreçlerinin ilk aşamasında, İngiltere'de, kamuoyunun değerlendirmelerine açılmıştır. İngiliz kamuoyunun büyük bir çoğunluğu, aşı yaptırılmaması neticesinde herhangi bir hukuki yaptırımın bulunmasının son derece anti demokratik olacağını dile getirmişlerdir. Yine birçok İngiliz hukukçu, bu tür bir zorlamanın, insan iradesinin özgürlüğüne saldırı anlamına geldiği belirtmişlerdir.

ABD ise karmaşık bir tablo söz konusudur. İlaç firmalarının lobisinin son derece güçlü olduğu ABD'de, aşı yaptırmanın sosyal bir sorumluluk olması fikrini savunan hem tıp hem de siyaset alanından birçok kişi söz konusudur. Bu kişilerin söylemlerine bakıldığında, aşıyı yaptırmanın hukuki bir boyutunun olması hem aşının yapılmasını zorunlu hale getirecek hem de toplumsal sağlığın, birlikte korunmasına yardımcı olacaktır. Fakat ABD’de, aşının zorunlu bir şekilde yaptırılmasına karşı çıkan kesimler açısından ön plana çıkarılan argüman, demokratik yaşam hakları dahilinde, bireylerin yaşamsal ihtiyaçlarını gidermek ya da gidermemek konusundaki özgürlükleri, en temel hakları olmakla birlikte onların bu konudaki özgürlüklerine karşı çıkılması, bir hak ihlalini de beraberinde getirecektir. ABD ve İngiltere gibi demokratik haklara olan hukuki bağlılığın ve bu hakların korunması adına sivil toplum anlayışının çok güçlü bir şekilde kurgulandığı düşünülecek olursa, söz konusu iki ülke için aşının yaptırılmasının zorunluluğu kolay alınabilecek bir karara benzememektedir.

Kıta Avrupa’sı için de ABD’deki kadar karmaşık bir durum söz konusudur. Özellikle Avrupa Birliği (AB) içerisinde hızla yükselen faşizm, ırkçılık ve toplumsal bağnazlık, aşının yaptırılmasının bir zorunluluk olarak görülmesini, aşıyı yaptırmayanlar hakkında ağır cezai müeyyideler uygulanmasını, hatta bu kişilerin sınır dışı edilmesini istemektedir. Söz konusu güruhun yaklaşımlarına göre aşıyı yaptırmak istemeyen kesim, hali hazırda, Covid-19 salgınını ülkeye getirdiğine inanılan göçmenlerdir. Almanya özelinde incelendiğinde, yükselen ırkçı kesimlerin bu yöndeki söylemler, sadece Almanya’da yaşayan, Alman vatandaşı olan ve aşı yaptırmak istemeyen kesimleri değil, aynı zamanda, göçmen vatandaşları da tehdit etmektedir. Yine de AB, hukuki anlamda, kişi hak ve özgürlüklerini temele almak sureti ile yol haritasını belirlemiş bir siyasi birlik olması vesilesi ile sürecin insanların inisiyatifine bırakılması kuvvetle muhtemeldir. Avrupa Konseyi, AB içtihadı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin genel teamüllerine bakıldığında da her ne tedavi çeşidi olursa olsun, bireylerin bu tedaviyi kabul edip etmeme konusundaki özgürlüğünün, hukuki olarak garanti altına alındığı görülmektedir.

Öte yandan, Covid-19 aşısının yapılmaması sonucunda, bireylerin karşılaşmasının muhtemel olarak tartışıldığı yaptırımlardan bir başkası ise sosyal yaşam, iş hayatı ve seyahat özgürlüklerinin kısıtlanmasıdır. Her ne kadar bürokratik ve tıbbi yetkililer böyle bir durumun mümkün olamayacağını ve aşı yaptırmayanların yaşamlarına özgürce devam edebileceklerini söyleseler de söz konusu tehditlerin varlığını yadsımak mümkün değildir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin anayasaların ve ceza hukuku mekanizmalarında, herhangi bir şekilde, bu konuya dair detaylı, daha önceden tecrübe edilerek metne aktarılmış ve rasyonel bir çerçevede oluşturulmuş bir kısmın, bölümün vb. olmaması, anlık olarak olağanüstü dönemlerden geçtiğimiz günlerde, bu tür bir kısmın, bölümün vb. eklenmesini kolay hale getirmemektedir. Bu noktada tek istisna, herhangi bir anayasal zorunluluk ya da ceza hukuku dayanağı gerektirmeyen, ülkelerin, seyahat kısıtlaması dahilinde, aşı olduğunu resmi olarak beyan etmeyenlere seyahat imkânı vermeyecek olması. Böylesine bir engel, devlet yönetimleri tarafından konulabileceği gibi uluslararası çeşitli sözleşmeler ile de garanti altına alınabilecektir. Çünkü uluslararası hukuka göre olağanüstü dönemlerde devletler, kendilerini, topraklarını, kıta sahanlıklarını ve vatandaşlarını korumak adına, tek taraflı önlemler alabilmektedir ve bu önlemler, diğer devletlerin yaşamsal faaliyetlerini engellemediği süre zarfında uygulanabilir durumdadır. Bu açıdan bakıldığında, uluslararası hukukun getirilerine paralel olmak sureti ile devletlerin, bu tür bir kararı uygulamaya koymaları, son derece doğal gözükmektedir.

Covid-19 aşının yaptırılmaması neticesinde ortaya çıkabilecek uluslararası hukuki sorunların dışında, ulusal hukuki sorunların da bulunduğunu söylemek mümkündür. Genel görünümde, şu an hiçbir devlet yönetimi, Covid-19 aşısının yaptırılmasını, vatandaşları için zorunlu hale getirmiş değildir. Fakat dolaylı ve kademeli bir şekilde, aşı yaptırmayan bireylerin, zaman içerisinde, toplumsal faaliyetlerden menedilmesi ihtimali, başka bir tartışma konusudur. Mevcut süreçte, aşıyı yaptırmayı kabul etmeyen bir bireyin, ilerleyen zaman zarfı içerisinde toplu alanlarda bulunma, işe gitme, eğitim kurumlarına girme vb. temel eylemlerden kademeli olarak menedilmeye başlaması, hukuki tartışmaların bugün yaşanmasa bile, ilerleyen zaman zarfında tekrardan alevlenmesine sebebiyet verebilecektir. Buna istinaden, bireylerin, temel hak ve özgürlüklerini korumak adına açacakları davalar karşısında, demokratik bir anayasaya ve ceza hukukuna sahip devlet yönetimlerinin, aşı yaptırmayanlara baskı niteliğinde hukuki değişiklikleri yapmalarının kolay olmaması, davaların bireyler lehine sonuçlanmasına, devletin hukuki karar mekanizmasının zarar görmesine, dolayısı ile de devlet otoritesinin zarar görmesine sebebiyet verecektir. Bu açıdan bakıldığı süre zarfında, aşı yaptırmayanlar için uygulanacak toplumsal ve hukuki baskının aşı yaptırma ile değil, toplum-devlet çatışması ile sonuçlanma ihtimali, dünyadaki tüm devlet yönetimleri için mevcuttur.

Covid-19 aşısının yaptırılmaması konusunda, mevcut süreçte, tartışmaların en fazla yoğunlaştığı alan iş dünyasıdır. Hem Türkiye’de hem de dünya genelinde, iş hayatında sürdürülebilirliği ve sağlıklı bir ortamı hâkim kılmak isteyen işverenler açısından, çalışanlarının sağlığı da büyük bir önem taşımaktadır. Özellikle de üretim ve genel iş potansiyeli açısından iyi durumda olan işletmeler, faaliyetlerinin aksamaması adına, çalışanlarının sağlığını önemsemekle birlikte Covid-19 aşısının yaptırılması adına bir bütçe bile ayırabileceklerdir. Bu bütçeyi ayırma şansı olmayan işletmeler, aşının yapılması adına çalışanlara yaptırım uygulanmasına dair uyarıda da bulunabileceklerdir. İşte tartışmalar da tam da bu noktada yoğunlaşmaktadır. Devlet yönetimlerinin, aşı yaptırmayanlara uygulanacak olan müeyyideler konusundaki kararsızlığı ve karmaşık karar sistematiğinin yanı sıra, iş dünyasının içerisine düşmüş olduğu bir kargaşa söz konusudur. Kimi iş hukuku uzmanları açısından, çalışanların Covid-19 sürecinde, içerisinde bulundukları durum olağanüstü bir durumu ifade etmek ile birlikte işletmelerin bu konuda rahat ve keyfiyete dayalı kararlar ile çalışanlarının iş akdini, hele ki tazminat ödemeden sonlandırma haklarını bulunmamaktadır. Kimi iş hukukçuları için ise herkes gibi çalışanların da kendilerine, sağlıkları açısından dikkat etmeleri zorunluluğu vardır ve böylesine bulaşıcı bir hastalık konusunda dikkatli olmamaları neticesinde, taşıdıkları hastalığı iş ortamlarındaki arkadaşlarına bulaştırma konusundaki hataları, her ne kadar bilerek ve isteyerek olmasa da işletme yönetimlerine iş akdinin, tazminatsız feshi hakkını vermektedir. Bu ikinci görüş, şu an için pratikte kabul görmese de salgına karşı geliştirilen aşının etkisi birlikte bu konunun da yoğun bir şekilde tartışmaya açılacağı görülmektedir.