Değerlendirmeler

Değerlendirmeler

Hukuk-Sosyal Medya Çelişkisi Ekseninde Sosyal Medyayı Kontrol Çabaları - Ağustos 2020

Dünya genelinde birçok insan için sosyal medya, artık hayatın vazgeçilmez, hatta göz ardı edilmesi mümkün olmayan bir unsurudur.

Her gün, 24 saat içerisinde, milyarlarca insan, sosyal medya mecralarında yoğun bir mesai harcamak sureti ile kendilerini ifade etmek, haberleri takip etmek, tanıdıkları ya da tanımadıkları kişiler ile iletişim kurmak vb. sosyal eylemler gerçekleştirmeye çalışmaktadırlar. Sosyal medya bu denli güçlü ve etkin bir kültürel fenomen haline dönüşürken, bu mecranın ne denli olumlu bir kimliğinin bulunup bulunmadığının sorgulanmasının dışında, konunun hukuki boyutunun daha yoğun bir şekilde sorgulanmaya başladığı gözlemlenmiştir. Özellikle sosyal medya üzerinden yayılan yalan haberler, karşılıklı ya da tek taraflı, hakaret içerikli paylaşımlar ve en önemlisi, kişisel ve ulusal güvenliği ihlal eden davranışlar, artık hukukun radarına girmektedir.

 

Öncelikli olarak bir yanlış anlaşılmayı gidermekte fayda var: Türkiye’de, son dönemlerde, üzerinde yoğun tartışmaların bulunduğu sosyal medya üzerindeki hukuki denetim, bir sansür ya da bir baskı unsuru olarak değerlendirilmemelidir. Aksine, sosyal medyanın herkes için güvenli bir şekilde kullanımının sağlanabilmesi adına devletin ve hukuk makamlarının süreçleri düzene sokma çabasıdır. Her ne kadar Batı’da bu durumun son derece demokratik olarak değerlendirildiği düşünülse de ABD’de ve AB ülkelerinin bir kısmında da tıpkı Türkiye’de olduğu gibi sosyal medyadaki paylaşım ve içeriklerin, herhangi bir bireysel ve kurumsal saldırıya sebebiyet vermemesi adına farklı denetim mekanizmaları uygulanmaktadır. İngiltere’de, sosyal medya üzerinden gerçekleştirilen sözlü, görsel ve farklı şekillerdeki saldırı şekillerinin, kademeli olarak hukuki cezalara tabi olması buna önemli bir örnektir.

 

Türkiye’de, kamuoyunda sosyal medya düzenlemesi olarak bilinen “5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 31/7/2020 tarihli Resmî Gazete’de yayınlandı. Temel olarak bu kanun, gündelik yaşam içerisinde, sosyal medya kullanıcılarının önemsiz ya da kayda değer olarak görmedikleri, saldırı formunda ve zarar verici nitelikteki içeriklerin söz konusu sosyal medya mecrasından kaldırılmasını, sorumluların çeşitli cezalara çarptırılmasını ve kritik sorunlara neden olacak nitelikteki olumsuz paylaşımların, sosyal medya içerik sağlayıcısı tarafından devlet makamlarına bilgi olarak sunulmasını içermektedir. Bu tür bir tespit, bilgi akışı ve cezalandırma mekanizması, bireylerin sosyal medyayı, rahatlıkla suç işleyebilecekleri, bu suçlar nedeni ile tespit edilmeyecekleri ve herhangi bir şekilde sosyal medya içerik sağlayıcısı tarafından cezalandırılmayacakları bir mecra olmaktan çıkarmak üzerine kurgulanmıştır.

 

Kanunun temel olarak kontrol hedefinde bulunan sosyal medya mecraları Facebook, Instagram ve Twitter olarak göze çarpmaktadır. Kanun, bu ve bunlar gibi sosyal medya servis sağlayıcılarını, Türkiye toprakları içerisinde gerçekleşen ya da Türkiye toprakları dışından, bu topraklarda bulunan kişi ya da kurumlara yönelik olan, zarar verici nitelikteki içeriklere dair yaptırım uygulamaya yöneltmektedir. Bu kanun ile birlikte söz konusu sosyal medya servis sağlayıcılarının, en başta, özel hayatının gizliliğinin ve kişilik haklarının ihlal edildiği içerikleri, konuya dair şikâyetin kendilerine iletildiği andan itibaren 48 saat içerisinde değerlendirmelerini, gereken hallerde, şikayetlere konu olan içeriklerin paylaşımdan kaldırmalarını ya da söz konusu içerik ve içerik sahibi kullanıcıya erişimin engellenmesini öngören bir hukuki yapı oluşturulmaktadır.

 

Yayınlanan bu kanunun aslında en dikkat çekici hususu, şikâyete konu olan paylaşımın, hukuki çerçevede bir suç ihtiva etmesine rağmen sosyal medya mecrası üzerinden kaldırılmaması neticesinde, paylaşımın yarattığı zararın, paylaşıma izin veren ve kaldırmayan sosyal medya servis sağlayıcısı tarafından tazmin edilmesini zorunlu kılmasıdır. Dünya genelinde birçok ülkede, Facebook, Instagram ve Twitter gibi milyarlarca insan tarafından, son derece aktif olarak kullanılan mecralarda, suç niteliğindeki paylaşımların sürekli olarak gözlemlenmesi ve söz konusu sosyal medya servis sağlayıcılarının bu konuda yavaş ya da etkisiz kalmaları neticesinde ortaya çıkan olumsuz tablo, yine dünya genelindeki birçok kullanıcının şikayetlerine konu olmaktadır. Özellikle ABD ve İngiltere’de, bu tür olumsuz paylaşımlar neticesinde, paylaşımı yapan ve paylaşımdan olumsuz etkilenen taraflar arasında hukuki süreçler yaşanırken bu süreçlerden, sosyal medya servis sağlayıcıları da nasibini almaktadır. Her ne kadar kullanıcıları yüz milyonlarla ifade edilse de söz konusu sosyal medya servis sağlayıcılarının halen konuya nitelikli bir şekilde eğilmemeleri ve geçici önlemler üretmeleri, Türkiye’deki gibi bir kanunun, kendiliğinden doğumuna öncülük etmiştir.

 

Öte yandan, 5651 Sayılı Kanun, sosyal medya servis sağlayıcılarının, Türkiye’de bir temsilciliklerinin bulunmasını da zorunlu hale getirmektedir. Temel olarak bir şube, merkez ofis vb. birimin Türkiye’de konuşlandırılmasını zorunlu kılan kanun, eğer ki Türkiye’deki temsilcilik bir gerçek kişi üzerinden gerçekleştirilecek ise bunun bir Türk vatandaşı olmasını da zorunlu hale getirmektedir. Böyle bir kanun hükmü, sosyal medya servis sağlayıcılarının, büyük ölçekli gelirler elde etmelerini sağlayan kullanıcılarının bulundukları ülkede, onlarla daha yakından iletişim kurmak sureti ile daha temiz ve daha fazla insan haklarına hem sosyal hem de hukuki anlamda saygı duyan bir sosyal medya mecrası oluşturmalarının yolunu açacaktır. Hali hazırda, Türkiye’de milyonlarca, aktif sosyal medya kullanıcısı bulunan sosyal medya servis sağlayıcılarının, Türkiye’de bir temsilciliklerinin bulunmaması ve Türkiye’nin, tamamıyla hukuk çerçevesindeki bazı taleplerini göz ardı etmeleri, sosyal medyanın mottosu olan özgürlüğün sınırlarının insanlara ve kurumlara tam anlamıyla bir saygı çerçevesinde çizilmediğini göstermektedir.

 

Kanunun, “sansür” değerlendirmesine konu olan husus ise kanuna uyumsuzluk neticesinde uygulanacak olan cezai yaptırım şeklidir. Yurtdışı kaynaklı sosyal medya servis sağlayıcısı tarafından temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğü yerine getirilmediği takdirde, kademeli olarak uyarı bildirimi, 40 Milyon TL’ye varan idari para cezası, reklam yasağı ve bant genişliği daraltılması cezaları uygulanacaktır. Özellikle bant genişliği daraltılma cezası, bir bakıma içerik kısıtlaması ile eş değer olarak algılandığı için sansür değerlendirmelerinin yoğun bir şekilde yapıldığı görülmektedir. Fakat bu tür bir yaklaşım son derece yanlıştır. Çünkü hukuki anlamda mevzu bahis olan içerik kısıtlaması, şikâyetin içeriğine konu olan hak ihlalinin derecesine göre bir son aşama olarak değerlendirilmelidir. Bundan önceki aşamalarda uygulanan uyarı ve cezalar, sosyal medya servis sağlayıcısının, kendi bünyesindeki, suç teşkil eden unsurları yakından değerlendirmesi adına son derece önemli ve hukuki geçerliliği uluslararası alanda bulunan uygulamadır.

 

5651 Sayılı Kanun’u “baskıcı” olarak nitelendiren kesimlerin yanlış değerlendirmede bulundukları en önemli konu, sosyal medyada yaşanan tüm olumsuz hususların, sadece kişiler arasındaki kötü söylemler ve asılsız iddialar ile sınırlı olduğuna dair inanışlarıdır. Fakat kişisel güvenliğin yanı sıra ulusal güvenliğin ihlal edilmesine de sebebiyet verebilecek olan farklı ihlaller, ilerleyen süre zarfında, sosyal medya dışına taşınma ve bu şekilde de sözlü zarardan fiziksel zarara dönüşme potansiyeline sahiptir. Dünya genelinde, ulusal güvenliği tehdit eden tüm hususların, herhangi bir mecra ayrımı yapılmaksızın, cereyan ettiği andan itibaren kayda ve takibe alınmak sureti ile nihai noktada cezalandırılması tamamıyla yasal bir durumken, sosyal medyanın bu sürecin dışına çıkarılarak istisna haline getirilmesi mümkün değildir. Öte yandan, normal hayat akışı içerisinde, herhangi bir yerde, bir bireyin diğerine, kasıtlı ya da herhangi bir neden dayanmadan gerçekleştirdiği her türlü sözlü saldırı, dünyanın tüm ülkelerinde, hukuki olarak cezaya tabii iken, yine sosyal medyanın bu sürecin dışına çıkarılarak istisna haline getirilmesi söz konusu olmayacaktır. Bu nedenle de 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, ulusal ve uluslararası hukukun geniş çerçevesi dahilinde, suçun mecra olarak ayrılmasına izin vermeksizin, diğer suçlara uygulanan yaptırımlara paralel şekilde ele alınmalıdır.