Değerlendirmeler

Değerlendirmeler

Yargı Reformu - Aralık 2020

Adalet Bakanlığı, 2021 yılı için söz konusu olan yol haritasını belirlemek sureti ile kamuoyu ile paylaştı. Yargı reformu planı çerçevesinde ortaya çıkan bu yeni yol haritası Adalet Bakanlığı için önemli bir dönüşümü de ifade etmekte.

Bu yol haritasının içerisine bakıldığında, son derece geniş kapsamlı bir paketin uygulamaya konduğu ve özellikle de uluslararası uyumluluk konusunun ön plana çıkarıldığı görülmektedir.

2021 yılı planlamalarında dikkati çeken en değerli husus, İnsan Hakları Eylem Planı olarak adlandırılan yeni araştırma, değerlendirme ve karar yapısının uygulamaya konmasıdır. Söz konusu plan için kritik olan nokta, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yüksek yargı organları, Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği (AB), Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) kararları, raporları ve tavsiyelerinin incelenmesi sureti ile hazırlanmış olmasıdır. Genellikle Türkiye’ye, Avrupa kanadından, insan hakları konularında sıklıkla yöneltilen eleştirilen tamamıyla ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleştirilen bu planının hazırlık süreci, Avrupa ile Türkiye arasındaki hukuki teori, söylem ve uygulama farklılıklarının da giderilmesi konusunda önemli bir adımdır.

Özellikle, uzun yıllardır AİHM ile ciddi uyumluluk sorunları bulunan Türkiye, yeni yol haritası ile birlikte hem AİHM’nin süreçleri değerlendirme mantığı ile uyumlu hale gelebilecek hem de kendi yargılama sistemi içerisinde, AİHM’nin, Türkiye’nin iç hukuki yapısında karmaşa ve tartışma yaratacak türden kararlar almasının önüne geçilebilecektir. Benzer bir durum Avrupa Konseyi ile ilgili olan süreçte de geçerlidir. Her ne kadar Avrupa Konseyi’nin, sadece belirli konular hakkında, hukuki olarak Türkiye’yi yönlendirme durumu söz konusu olsa da zaman zaman siyasileşen hukukinin baskının, Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerinde gerilime yol açmaması adına yeni dönemdeki değişim ve dönüşümün kritik olduğu kabul edilmelidir. AB ile olan sürecin de büyük ölçüde siyasileşen bir hukuki durum ortaya çıkarması neticesinde, özellikle üyelik müzakerelerindeki temel dayanak olan müktesebat metninin hukuki bağlayıcılığı ile tezat oluşturan kararlarına alınmaması adına 2021 yılındaki yeni yol haritasının Avrupa odaklı bir eksende şekillendirildiği görülmektedir ve hedefi Avrupa’ya tam entegrasyon olan Türkiye için bu adımlar son derece doğru ve gerçekçidir.

Öte yandan, AİHM’nin Türkiye’ye dair yönlendirmeleri göz önünde bulundurulduğunda, kurumun Türkiye’ye yönelik eleştirilerinin başında gelen yargılanma niteliğine dair önemli adımlar atılmıştır. Buna göre 2021 yılı itibari ile hukuk yaşamımıza yeni bir mekanizma girecek ve bu mekanizma, makul sürede yargılanma hakkının ihlali konusundaki başvuruları incelemek ve gerekli kararları almak üzere çalışacak. Türkiye gibi hukuki gündemi son derece yoğun bir ülke için bu tür bir mekanizmanın varlığı, hukuk kurumlarının üzerinde yoğun ve güçlü bir şekilde oluşan baskının giderilmesi adına da rahatlatıcı bir etki yaratacaktır. Özellikle de kamuoyuna detayları yansıyan ve geniş kitleler tarafından takip edilen davaların, hukuk kurumlarının başında bulunan yetkililerin görevlerini yerine getirmelerini engelleyecek şekilde uzun sürmemesi adına bu tür bir mekanizmanın, hukuki yapımıza enerji katacağı gayet açıktır.

Son yıllarda Türkiye’de çok yoğun olarak tartışılan konulardan biri olarak kişisel verilerin korunması hususu da 2021 yılının dönüşümcü hukuk stratejisi içerisinde yerini almaktadır. Buna istinaden, yeni düzenlemeler ile birlikte hedef, revize edilecek olan Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun, AB müktesebatı çerçevesinde gözden geçirilecek, uyumlaştırma çalışmaları tamamlanmasıdır. Özellikle Anglosakson hukuk disiplini içerisinde son derece kritik bir konu olarak değerlendirilen kişisel verilerin korunması, bu vesile ile Türkiye’de de Batı’daki başarılı örneklerinin muadili olacak noktaya gelecektir. Konuya dair çok sayıda şikâyetin ve dava dosyasının hukuk kurumlarımızı meşgul ettiği son dönemlerin şartları göz önünde bulundurulduğunda, hukuki mekanizmaların, Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’na paralel bir şekilde faaliyetlerini sürdürmesi hem hukuk kurumlarının üzerindeki baskıyı azaltacak hem de hızlı ve etkili olarak alınacak önlemler ile birlikte kamu vicdanının rahatlatılmasının yolu açılacaktır. Özellikle maddi anlamda, çok sayıda mağduriyete sebebiyet veren kişisel verilerin korunması, 2021 yılı itibari ile büyük ölçüde Türkiye’deki vatandaşların endişelerinin arasından çıkmış olacaktır.

Konunun bir başka önemli noktası, hukuk sistemi için nitelikli çalışanların eğitimi konusundaki çabalardır. Buna göre bünyesinde ceza hukuku, infaz hukuku, özel hukuk, idare hukuku ve mukayeseli hukuk gibi bölümlerin yer alacağı bir enstitünün, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması konusunda çalışmalar yürütülmektedir. Aslında bu tür bir çaba, Türk hukuk sisteminin sağlıklı bir şekilde varlığını sürdürmesi açısından son derece kritik bir durumdadır. Buna göre Türkiye’de, hukuk fakültelerinden mezun olan bireylerin, farklı hukuk dairelerinde görev almalarına karşın, söz konusu hukuk dairesi hakkındaki yeterliliklerinin uzun zaman içerisinde yerleşik hale gelmesi, Türk hukuk sistemindeki işleyişin yavaşlamasına sebebiyet vermektedir. Bu durumun nitelikli bir şekilde fark edilmesi neticesinde, söz konusu hukuk dairelerinin beklentilerine uygun hukukçuların eğitimine odaklı olarak eğitim enstitülerinin kurulması fikri ortaya çıkmıştır.

Aslında bu girişim, Türkiye’nin uzun vadeli hukuk reformu açısından da son derece yararlı olabilecektir. Buna göre Türkiye hukuk sisteminin en önemli ihtiyacı olan, hukuk birimlerine uygun hukuk yetkililerinin yetiştirilmesi konusunda spesifik bir adım atılmış olacaktır. Özellikle Batı hukukunda çeşitli örnekleri bulunan ve başarılı bir şekilde işleyen bu sistem, hukuk eğitimi almış ve halen almakta olan kesimleri belirli bir hukuk alanında bilgi ve pratik düzeylerinin gelişmişlerinin artış göstermesine yardımcı olacaktır. Genel olarak bakıldığında, belirli bir hukuk dalında eğitim görmüş olmasına karşın birbirinden farklı hukuk dairelerinin sorumluluklarını üstlenmek durumunda kalmış olan hukukçular için iş süreçleri son derece zorlu olarak gelişmektedir. Söz konusu adımlarla hukukçuların, belirli bir hukuk alanındaki konsantrasyonlarının artması da mümkün gale gelecektir.

Nihai olarak 2021 yılındaki hukuk dönüşüm ile birlikte yaşanacak en önemli farklılık, hukuktaki dijital uygulamalar ile olacaktır. Buna göre Türk hukukunda, daha önceki süreçte değinilmiş olan e-duruşma uygulaması ile birlikte farklı dijital hizmetlerin de hayata geçirileceği görülmektedir. Bunların en önemlisi, ceza infaz kurumlarında dijital dönüşüm hedefi kapsamında, hükümlülerin yakınlarıyla görüntülü görüşmesi konusunda atılan adımdır. Birbirleri ile görüşmeleri son derece zor olan tutuklular ve yakınlarının görüşmelerine imkân veren bu sistem, iletişim imkanlarının elverdiği ölçüde, Türkiye genelindeki tüm cezaevlerine yayılmaya çalışılacaktır. Hukukun insani boyutlarının açık bir şekilde gözetildiğini gösteren bu uygulama ile birlikte cezaevlerinde tutuklu bulunan bireylerin, sosyal anlamdaki imkanlarının geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Yine 2021’de, hukuk reformunun elektronik dönüşümü kapsamında ön plana çıkan uygulamalardan bir diğeri de elektronik dilekçe arzıdır. Dilekçelerin sunumu ile birlikte bu dilekçelere dair cevapların dönüşünün uzun zaman alması ve aralarda yaşanan, iletişim kopukluklarına müteakip gecikmeler ve sorunlar, elektronik dilekçe uygulaması ile son bulacaktır. Çünkü bu yöntem, anlık olarak hukuk kurumları ve onlara bağlı tüm unsurlar arasındaki iletişim süreçlerini hızlandıracağı gibi bürokrasinin yarattığı ağır yükün de ortadan kaldırılmasına imkân sağlamaktadır. Sorumlu bireylerin makamlarında bulunmamaları neticesinde ortaya çıkabilecek olan gecikmelerin çözümü ve hukuki süreçlerde, özellikle karar mekanizmasının daha hızlı işleyerek süreçlerine sonlandırılabilmesi adına elektronik dilekçe unsuru önemli bir adım olarak nitelendirilebilebilir.