Demokrasi

Demokrasi

Sosyal Hak Bağlaminda Seçimler Ve Klientalizm

“Demokrasi insanları sayar, halbuki onları tartmak gerekir.” 20. Yüzyılın en önemli filozofları arasında yer alan Ludwig Wittgenstein içerisinde bulunduğumuz çağı bu cümleye sığdırmayı başarmış desek yanlış olmayacak sanırım.

Bireyin siyasette etkin rol oynaması, teknolojik araçların etkinliğinin artması, küreselleşme ile beraber insanlar arasındaki iletişimde yaşanan devasa gelişmenin neticesinde siyasi iktidarı elinden bulundurmak isteyen kesimin rıza/ikna yoluna gitmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak günümüzde liberal değerleri sorgular hale getirmiştir.

Siyasi elit daha fazla bireye ulaşmak ve onlardan destek almak adına birtakım girişimlerde bulunmaktadırlar. Sosyal hak ise söylem ve eylem üzerinde en önemlileri arasında yer almaktadır. Geleneksel olarak yardımseverlik anlayışından farklı olarak modern anlamda sosyal yardım; acıma, yardımseverlik veya hayırseverlik değerlerini içermez.[1] Bunun tersine sosyal yardım, hak temelli bir düzlemde ele alınmalıdır. İnsanların sosyal güvenliğini güvence altına almak devletin sorumluluğunda olduğuna göre; sosyal güvenliğin önemli bir maddesi olan sosyal yardımların uygulanması da devletin sorumluluğunda olduğu görüşü hakimdir. 

Sosyal güvenlik bir amaç olup, bu amaçları primli ve primsiz rejim şeklinde iki temel ayrım altında sosyal sigortalar, sosyal hizmetler ve sosyal yardımlar vasıtasıyla gerçekleştirmeye çalışır. Kar amacı gütmeyen sigorta tekniği olan sosyal sigortalar, bireylerin karşılaşacakları veya karşılaşabilecekleri sosyal risklere karşı onlara güvence sağlamayı hedeflemektedir.  Buna karşılık primsiz rejim olarak da ifade edilen sosyal yardım ve hizmetlerde ise yerine getirilen edim ile ilgilinin buna katkısı arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yine sosyal yardım ve hizmetler; toplumun genellikle dışlanmış muhtaç, hasta, yaşlı, engelli vb. gruplarına yöneliktir.

Ancak bu hak temelli sosyal yardım anlayışı olarak tanımladığımız yardımın yerleşmesi ve gelişmesinin önünde büyük engel vardır ve bu engelin adı “klientalizm”dir.[2] Klientalizm kavramını siyasal otoritenin dağıtım ölçütlerine göre sunulan birtakım hizmetler ya da mallar karşılığında, siyasal destek isteğinde bulunması. Klientalizm odaklı bir sosyal yardım anlayış şu şekkildedir; muhtaçlık, yoksulluk, sosyal dışlanma, etnik ve dini farklılıklar gibi faktörlerden beslenirken aynı zamanda bu faktörleri beslemeye ve yeniden oluşturmaya yatkın olduğu gibi halk için gerekli olan yardım ve hizmetlerin gerçekleşmesini sağlayacak kamu kaynaklarının tüketilmesine neden olmaktadır.[3]

Diğer sözlerle klientalizm, siyasi iktidarların, kendilerine oy vererek onları iktidara getiren ve devamını sağlayan kimseleri zaman zaman ödüllendirip kendilerine bağımlı hale getirmektir. Ancak iktidara getirenler iktidarda olanların isteklerini gerçekleştirmedikleri taktirde iktidardakiler, onları iktidara getirenleri cezalandırabilmektedirler.

Klientalizm yaklaşımının etik sorunları nettir. Seçim desteği karşılığında iyiliğin yapılması, yoksulluk gidermek yerine yoksulluğun yönetilmesi; ayrıca, sosyal yardımların siyasi hedeflerin bir şekli haline getirilerek klientalist bir ilişki bütününe indirgenmesinin hak temelli sosyal yardım anlayışından uzaklaşılarak toplumsal katmanlar arasındaki eşitsizliği doğuracağı söylenilebilmektedir. Bu bağlamda liberal değerlerin nasıl vücud bulduğunu düşünerek ahlaki konular üzerinde daha dengeli düşünmek adına insanlara oy olarak bakılmamalı dahası sadece siyasi iktidarın değil tüm partiler ve kuruluşların dikkatle üzerinde durması gereken bir konudur.

 

 

[1] Şahin Çetinkaya, Türkiye’de Sosyal Yardımlaşma Müessesesi: Durum Analizi, Sorunlar ve Çözüm Önerileri, Doktora Tezi, Kütahya 2012. s 19

[2] Klientalizm kavramıyla ilgili ayrıntılı bilgi için bkz.: Arzu Özkanan/Ramazan Erdem, “Yönetimde Kayırmacı Uygulamalar: Kavramsal Bir Çerçeve”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Yıl: 2014/2, Sayı: 20, s. 180 vd.

[3] Sait Dilik, “Sosyal Yardımlar- İki Anlamlı Bir Terim-“, AÜSBFD, Ocak- Aralık 1980, C.XXXV, s. 56